Avrupa

Barcelona Gezilecek Yerler

Her seyahatin kendine has bir heycanı, tutkusu vardır. Fakat tutku dediğimizde çoğu kişinin aklına aşk şehri Paris gelirken daha önce Barselona’ya gidenlerin aklına sadece büyülü La Rambla sokakları gelir. Barselona sokaklarının düzenliliğiyle, kilometrelerce plajıyla, İspanyol güzelleriyle, gecesiyle gündüzüyle kısacası her şeyiyle tutkunun başkenti olmayı hak ediyor.

Barselona’yı duyduğunuzda ilk aklınıza ne geliyor bilmiyorum ama bu yazımı okuduktan sonra gözünüzde birçok şeyin canlancağına eminim. Barselona çok büyük olmamakla beraber aslında ne tarihi bir şehir ne de çok öyle aman aman modern bir şehir. Bir Roma kadar tarihin her ayrıntısı olmasa da ya da bir Tokyo kadar gökdelenler yükselmese de bu şehirde bir büyü var ki sizi alıp götürüyor. Eşi benzeri olmayan gotik yapılı mimarisinin etkileyici daracık sokaklarında yürürken yerde gitarını çalan adamı gördüğünüzde karşısına oturup gözlerinizi kapatarak uzaklara gideceğiniz 5 dakikanızı mutlaka ayırmalısınız. Ben yaptım ve değdi.

Daracık sokaklar diyorduk; buraları gezerken elinize fotoğraf makinanızı almayı unutmayın çünkü her anınız mimariyi karelemeye çalışmakla geçecek. Daracık sokaklar bizi taze meyvelerin sunulduğu, hediyelik eşyaların satıldığı bir alana çıkartıyor. Burası biraz şehrin Old Town’u gibi bir izlenim yaratıyor bizlere. Hemen yanında Katedralinden gelen çan sesi ayrı bir hava katıyordu o meydanın atmosferine.

Barselona için doğru kelime tutku olmalı. Sokakları, insanları sizi öylesine büyülüyor ki şehirden ayrılasınız gelmiyor. Ne kadar şehir gezerseniz gezin, Barselona’nın tadı damağınızda kalacaktır bundan hiç şüpheniz olmasın. Hele de yaz aylarında hareketlenen gece hayatına da denk geldiyseniz sizi hiçbir kuvvet bu şehrin büyüsünden alıkoyamaz. Şehrin en meşhur yeri olarak bilinen La Rumble’a caddesi hemen bu gothic mahallesinin paralelinde olup yaklaşık 500-750 metre uzunluğundadır. Konumu itibariyle bana biraz İstanbul Taksim meydanıyla İstiklal caddesinin olan birleşimini çağrıştıran bu caddenin başında kocaman bir çeşmenin yer aldığı bir meydan ve sonunda da meşhur Cristoph Colomb’un parmağıyla işaret ettiği heykeli göreceksiniz. Bu heykel tahmin edeceğiniz gibi sizin artık deniz kenarına geldiğinizi de göstermektedir. Evet, Barselona’nın alabildiğine uzun, altınkum plajına hoşgeldiniz.

Yazın en güzel esintisidir belki de palmiye ağaçları. Hele de palmiye ağaçlarının peşisıra dizildiği metrelerce uzunlukta bir yol varsa denize paralel, o yol sizin huzur kaynağınız olur; içinize çekin havayı. Esintiye değinmişken Barselona’da en sevdiğim şeylerden biri de Ağustos gibi çok sıcak bir ayda gitmeme rağmen bunaltıcı bir hava olmamasıydı. Belki de İstanbul’un bunaltıcı havasından sonra beni bu şehre bağlayan en büyük sebep havası olmuştur. Biraz da tarih diyelim. La Sagrada Familia, ne çağrıştırdı size? Evet o Kapadokya’daki peri bacalarını andıran meşhur katedralden başkası değil. Böylesine heybetli, böylesine mimarisi olan katedral az bulunur dünyada. Önünde fotoğraf çektirirken katedralin tamamını kadraja sığdırmak için çektiğiniz çileyi Barselona’da başka bir yerde yaşamayacaksınız.Tarih demişken tarihi çok başarılı olan futbol kulübünü de es geçmemek lazım. Burayı sakın bir futbol kulübü ya da bir stad gezisi gibi düşünüp gereksiz bulmayın, çünkü gerçekten görülmesi gerektiğini düşünüyorum. 100000’i aşkın kapasitesiyle size boşken bile heycan veren bir atmosferden bahsediyorum. Sahanın hemen hizasında çektirdiğiniz fotoğraf size güzel anılar olarak geri dönecektir ileride.

Özellikle Barselona gibi liman şehrinde nerdeyse her çeşit yemeğin içinde mutlaka en az bir tür deniz mahsülü kaçınılmaz oluyor. İspanyolların en meşhur yemeklerinin başında tabiki paella geliyor. Büyük bir sacda servis edilen paella pilavın üstünde sunular çeşitli deniz ürünlerinden oluşuyor. Belki anlatması bu kadar basit, yorumlaması bu kadar kolay ama tadına baktığınız da anlatabilmek için doğru kelimeyi neden bulamadığımı anlayacaksınız. Paella dışında özellikle haşlanan midyeler benim dikkatimi çekmişti. Bizim kültürümüzde de yer alan midye burada farklı bir sunuşla servis ediliyordu. Biz daha çok eğlence mekanı çıkışında seyyar yemeye alıştığımız midyelerden sonra şık restoranlarda haşlanmış midye yemek biraz bize garip gelmişti.

Barselona için söylenecek daha çok şey olmasına rağmen ne kadar yazarsam yazıyım hala bir şeylerin eksik kalcağına eminim.

Avrupa’da aklınıza gelecek çoğu şehre gittim ama hala ağzımdan çıkan cümle değişmedi. “Barselona benim ileride yaşamak istediğim şehir…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir