Yemeiçme

Londra’da Uğramanız Gereken 5 Mekan

1.Breakfast Club

Soho’daki küçük dükkanında başladığı kahvaltıcı konseptini geliştirip Londra’nın Spitalfields, Hoxton gibi son zamanlarda daha da popülerleşen bölgelerine de şube açan Breakfast Club, yumurta ile hazırlanan harika lezzetleri denemek için kesinlikle gidilmesi gereken bir adres.

Gerek iç dekorasyonun güzelli gerek menüsündeki kahvaltı çeşitliliğiyle farklı zevklere sahip bir arkadaş grubuyla bile gitsenin herkes kendine göre bir kahvaltı alternatifi bulabilir. Tabii Türk kahvaltısı gibi domates, peynir, reçeller beklememek şartıyla.

Klasik bir ingiliz kahvaltısı benzeri bacon, sosis, yumurta, mantar, ızgara domates ve kuru fasulye ile hazırlanmış “The Full Monthy”i deneyebileceğin gibi, “Breakfast Burrito” ya da “Huevos Rancheros” ile  meksika tarzı bir güne başlangıç yapabilirsin. İçinde çırpılıp pişirilmiş yumurta, chorizo (ispanyol sucuğu), biber ve mantar bulunan burritoyu guacomole, salsa ve sour cream soslarıyla birlikte keyifle yiyebilirsin. Aynı lezzetleri göz göz yumurta ile yemek istersen o zaman “Huevos Rancheros”u tercih etmelisin. Bu güzel kahvaltı çeşitlerinin içindeki guacomole sosunun ve chorizonun da çok lezzetli olması kahvaltı keyfini iyice arttırıyor.

Sen de benim gibi Eggs Florentine meraklısıysan, buradakini denemeni  kesinlikle tavsiye ederim. Ispanak yerine ham ya da somonu tercih edersen o zaman Eggs Benedict ya da Eggs Royal’in de sana lezzet şöleni yaratacağına eminim.Amerikan tarzı karışık bir kahvaltı edebilirim diyorsan yumurta, patates, bacon ve pancake’i aynı tabakta yiyebileceğin “The All American” alternatifi de mevcut.

Ya da yumurtaların üstüne tatlıya geçmek istiyorum diyorsan taze kırımızı meyveler, krema ve akça ağaç şurubuyla servis edilen pancakelerin tadını çıkarabilirsin. Elma ve tarçınlı french toast da bir diğer lezzetli alternatif olabilir.Kahvaltının yanında çay kahve dışında taze meyve sularından ya da smoothielerinden deneyebilirsin. Yaban mersini, çilek ve elmayla hazırlanan Blue Monday’i ya da Virgin Apple Mojito’u içerek güne enerjik başlayabilirsin.

Kahvaltı dışında Breakfast Club’a  öğlen ya da akşam gelip güzel bir nachos, kocaman lezzetli bir burger, mexican mac&cheese ya da hot pastrami sandwich gibi doyurucu yemeklerden yiyebilirsin. Daha hafif bir şeyler yemek istersen keçi peyniri ve sebzelerle hazırlanan The Number 3 Wrap’i ya da salatalardan birini tercih edebilirsin.

Menüsündeki her yemeği denemek isteyeceğim bir yer olan Breakfast Club’a Londra’ya yolun düşerse mutlaka uğramalısın! Sabah kahvaltısı için biraz sıra beklemeye hazır ol! Erken gidersen daha çok şansın var, geç kalırsan da merak etme 5’e kadar kahvaltı servisi var .

2.Londra’da bir mahzen… Gordon’s Wine Bar

Şarap ve peynir ikilisini her zaman çok sevmişimdir; bir de bu keyfe uygun seni dünyadan koparan bir ortamda oldu mu daha ne isterim! Gordon’s Wine Bar ilk keşfettiğimde gerçekten beni çok şaşırtmıştı. Merdivenlerden inip bu basık tavanlı, eski tahta masalar ve birbiriyle uyumsuz sandalyelerle döşenmiş, kavı bile şarapları anca görebilecek kadar aydınlatılmış yere girdiğimde boş olsa bir dakika durmadan korkup kaçarım herhalde diye düşünmüştüm. Ama orayı hiç boş görmedim; hep masa bulmaya çalıştığımızı, stratejik çözümler ürettiğimizi hatırlıyorum.

Bir tarafta içkileri ve çok lezzetli zeytinleri alabileceğin bar, diğer tarafta ise peynirler, füme etler, turşular, mezeler ve tuzlu tartların olduğu ve sıcak leziz ekmekleri de yanında ikram eden bir yemek bölümüyle her şeyi self servis alman gereken bir wine bar burası. Masaları paylaşmak mümkün ama yer bulmak için bir grubun yemeklerle bir grubun içkilerle ilgilenmesi iyi oluyor:)Mumlarla aydınlatılmış bir masaya oturup keyfe başladığında ise, dünyada neler olduğunu, mevsimleri unutman ve sadece masadaki muhabbete odaklanman mümkün. Eğer iki kişiyseniz ve çok aç değilseniz ayakta takılmak da mümkün.

Farklı ülkelerin farklı gövdelerdeki şaraplarını ve şaraba yakışan kaliteli peynirleri burada bulabilirsin. Şarap listesini görünce seçmek zorlaşıyor gerçekten; yine de bu kadar çeşit arasından seçme şansın olması çok keyifli. Büyük parçalar halinde koydukları peynirlerin de istediğin çeşidini seçebilmen müthiş bir şey bence.

Yaz mevsiminde gittiysen dış kısmında parkın yanındaki abartısız masalarından birine oturup bu güzel lezzetlerin ve şarabın hatta grillde pişen köfte ve sosislerin de tadını çıkarabilirsin.

İş çıkışlarında bir çok insanın uğrak yeri olan Gordon’s Wine Bar, güzel şarap ve mahzen tarzı ortamları seven herkesin görmesi gereken bir şahsına münhasır yer. Maalesef rezervasyon almıyorlar o yüzden benim tavsiyem akşamüstü gidip güzel bir yer kapman ve şarabın tadını çıkarman!

3.Parfüm gibi hazırlanan ilginç kokteylleriyle Experimenta

Londra’da akşam kokteyl içmek istediğinde haftanın hangi günü olursa olsun keyifli bir alternatif bulabilirsin. Ama birçok denemem arasında içtiğim en ilginç kokteylleri ve en keyifli ortamı bu gizemli kokteyl barda buldum.

Sen de güzel bir ortamda ayakta ya da rahat koltuklarda oturarak güzel müzikler eşiliğinde arkadaşlarınla sohbet etmek ve gerçek bir kokteyl deneyimi yaşamak istiyorsan, Londra’da China Town’da dışarıdan bir bar olabileceği hiç anlaşılmayan üst kata çıkınca da farklı bir dünyayla karşılaştığın bu barı mutlaka keşfetmelisin.Ancak bir konuda seni uyarmak isterim, burası gerçekten keşfetmek isteyen insanlara göre; mojito, margarita gibi klasik kokteyler ya da şarap bira çeşitlerini her zaman bulamayabilirsin. Londra’da bir barda bizdeki gibi atıştırmalıklara çok önem vermediklerinden çerez gibi ikramları da olmayabilir, haberin olsun.

Ama benim gibi sadece ferahlatıcı ve ekşi kokteyller seven birinin bile menüdeki her tür kokteyli severek içebildiğini söylemek isterim. Burası gerçekten isminin hakkını veren, barmenlerin kokteyllerin içine parfüm şişelerinden sıkıyormuş gibi içkileri püskürttükleri, baharatlı lezzetlerin de içkilerde yer aldığı muhteşem bir yer.İç ferahlatan St. German, Jamaican bitterleri ve ananas aromalı Jamaican Pogo ve Renaissance güzel tercihler olabilir. Menüsünü de zaman zaman yenileyen Experimental’da sen de tekila, rom, viski ya da şampanya gibi sevdiğin içkilerin kombinasyonlarıyla yapılmış deneysel bir kokteyl deneyip bu güzel ortamın tadını çıkarabilirsin.

Arada canlı müziğe de denk gelmenin mümkün olduğu 11′den önce gitmen durumunda rezervasyon gerekmeyen bu güzel kokteyl barı Londra dışında Paris ve New York’ta da keşfetme şansın var, hepsini de tam kaybolduğun düşündüğün anda bulacaksın büyük ihtimalle.

4.Cookie için tek adres… Ben’s Cookies,

Londra’da yapılması gerekenler listesine tatlı seven herkesin eklemesi gereken bir lezzet bence Ben’s Cookies. Orada yaşadığım sene boyunca beni ziyarete gelen herkesi götürdüğüm hatta yanlarına uçakta yemek için cookie aldıkları bir yer burası. Turist olarak gezerken mutlaka uğrayacağın Covent Garden’daki küçücük yerinde ya da Oxford Streetteki dükkanında bu güzel lezzetleri bulman mümkün.

Triple Chocolate Chunk, Milk Chocolate gibi çikolataya doyacağın türlerinin yanı sıra, Chocolate & Nuts, White Chocolate Macamadamia Nut Chunk gibi içinde fındık, ceviz gibi çerezler içeren çeşitlerden veya Coconut, Peanut butter, Cranberry & White Chocolate Chunk gibi buraya özel değişik lezzetlerden seçerek kendine tatlı ziyafeti yapabilirsin.

Genellikle benim buraya gittiğimde tercihim 7′li kutularından almaktı. Çünkü hiç bir zaman bir tanesi yetmez! Bir kaç kişi paylaşacaksan bir yığın çeşidini deneyip keyfini daha da arttırmanı tavsiye ederim.

5.Londra’ya gitmişken her birayı bulabileceğin bu pub’a uğramalısın…

Pub denince akla gelen şehir Londra’da sayfalarca uzunluktaki menüsüyle tüm biraları bulabileceğin bir yer Porterhouse. Yarım katlardan oluşan bu pubta kaybolmak bir gelenek olabilir. Ancak bu kadar buyuk bir yer olmasına rağmen her saat dopdolu olan bu pubda, iş çıkışı akşam üstü keyif birasını içen, gece bir yerlere gitmeden önce bir şeyler atıştıran ya da geceyi sonlandıran insanlar görmek mümkün.

Muhteşem Irish biralarını ve bir çok güzel birayı draftlardan pint olarak alabilirsin. Bu biraların yanında güzel yemekler de yemek isterim dersen önce bir masa bulmaya çalışmalısın ve tipik ingiliz publarında olduğu gibi masa numaranı söyleyerek bara gidip yemeğini söylemelisin. Bütün bu çabaya değdiğini söylemem gerek.

Atıştırmalık bir şeyler istiyorsan Nachos, Mezze Platter, Patates ve Fırında Camember’i gayet doyurucu. Yine de ana yemek isterim diyorsan farklı peynirler ve içeriklere sahip burgerlerini, pizzalarını ya da içinde et olan klasik İngiliz tuzlu tartlarını deneyebilirsin.

Biralara gelince buraya gelmişken Irish birası denemelisin. Sarı renkli, hafif, Pilsener tarzı biraları, Gusta tibi buğday biralarını, kırmızı aleleri ya da bir İrlanda klasiği olan Guinness’i denemeden buradan ayrılmamalısın.